Anasayfa / Genel / Türkiye’de Yabancı Dil Eğitimindeki Sıkıntılar

Türkiye’de Yabancı Dil Eğitimindeki Sıkıntılar

Tüm dünya üzerinde, hangi kültür ve coğrafyada olursa olsun, yabancı dilin önemi ve gerekliliği kabul edilmiş durumda. Fakat bazı ülkeler, ve bu noktada söz konusu Türkiye, dil öğreniminde yeterli verim ve başarıyı gösterememektedir. Özellikle sayısal ve bilimsel alanda birçok ülkenin vatandaşlarından daha ileride ve yetenekli olan Türk bireyler, dünyanın en çok konuşulan yabancı dili İngilizce’yi öğrenirken ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır. Örneğin:

Amerika Birleşik Devletleri’nde öğrencilerin fen-matematik başarısı %31 iken,

Türkiye’de bu oran %55 gibi yüksek bir noktadadır.

Diğer bir taraftan, yabancı dil öğreniminde Avrupa ve Dünya ile kıyaslandığımızda, alt sıralarda yer aldığımız gerçeğiyle karşı karşıyayız. Dünyanın 49 ülkesinin dahil edildiği TOEFL sınavı puanı sıralamasında,

  • Türkiye ortalama 75 puan ile son sırada,
  • Norveç 100 puan ile 1.sırada,
  • Bize en yakın ülke ise 79 puan ile Kanada’dır.

Ayrıca bu listede bizden daha iyi olan ülkelerin bazıları, sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan Türkiye’den daha iyi bir konumda olmayan ülkelerden oluşmaktadır. Ülkemizin uluslararası alanda başarılı ve söz sahibi olabilmesi adına izlenmesi gereken yol, bu sorunun çözümlenmesi ve yabancı dil eğitiminde kalıcı bir başarı sağlanmasından geçmektedir. Peki sorunun kaynağına ulaşma ve çözümü noktasında neler yapılabilir?

Bu derece önem arz eden bir sorunun kaynağını tek bir başlık altında toplamak tabi ki zor. Ülkemizde dil eğitimindeki mevcut sıkıntılarının sebeplerini, psikolojik ve fiziksel sebepler olmak üzere iki ana başlık altında toplamak mümkün.

  • Psikolojik sebepler, bireylerin ve sistemin dil eğitimine yaklaşımını ve bakış açısını yansıtırken,
  • Fiziksel sebepler ise gerekli koşul ve imkanların yeterliliğini ve verimliliğini vurgulamaktadır.

Dil eğitiminde etkili ve kalıcı başarının sağlanması için, bu iki ana başlığın birer bütün olduğu ve birbirinden bağımsız uygulanamayacağı gerçeği kabul edilmelidir.

Psikolojik Sebepler

Özellikle İngilizce öğreniminde öne çıkan psikolojik sebeplerden ilki, belki de en yaygın olanı, bu konuya yeter kadar değer verilmemesi olarak açıklanabilir. Özel ve örgün öğretimde, yabancı dil gerekliliği ve dersleri, sosyal ve sayısal dersler yanında daha önemsiz ya da gereksiz görülmekte ve bireylere bunun önemi ve gerekliliği yeteri kadar aktarılmamaktadır. Bireyler, dil öğrenme konusunda bir amaca sahip olmadıklarından, ciddi motivasyon eksikliği yaşamaktadırlar ki, bu da başarısızlığın en büyük sebeplerinden biridir. Bunun sonucunda öğrenciler yabancı dile daha az zaman ve emek harcamaktadırlar. Özellikle örgün eğitim planlamasında yabancı dile daha fazla önem verilmeli, bireyler dil öğreniminin kültürel, ekonomik ve sosyal avantajları konusunda bilgilendirilmelidir. Öğrenciler, yabancı dilin ciddi bir ihtiyaç olduğunu anlayıp kabul ettiklerinde, ülke olarak bu alanda başarılı olma yolunda bir adım daha atılacaktır.

Aslında ülkemizin örgün öğretim müfredatında ayrılan süreye baktığımızda, İngilizcenin arka plana atıldığını söyleyemeyiz. İlköğretim ile başlayıp lisenin bitimine kadar devam eden yabancı dil öğretimi süresinde, bir bireyin,

  • İlköğretimde 648,
  • Lisede 534 saat,
  • Toplamda 1182 saat

İngilizce ve yanında ikinci bir dil dersi aldığı düşünüldüğünde, bu başarısızlıkta başka sebeplerin de var olduğunu görürüz. Maalesef ülkemizde dil eğitimini ilköğretim öncesinde sadece belli bir kesim alabilmektedir. Okul öncesi eğitim, her çocuğun alabildiği bir hizmet olmadığı için ülkemizde birçok çocuk ilköğretim öncesinde yabancı dille tanışmamaktadır. Oysa dil ediniminde en verimli dönem 0-4 yaş arasıdır ve bu aralıkta bireyin yabancı dille tanışması, ileride dilini geliştirmesi noktasında büyük kolaylıklar sağlayacaktır.

  • Kendine ait dili olan Malta’da, özellikle turizmin etkisiyle İngilizce neredeyse ana dil haline gelmiştir ve yabancı dil bilen kişi yüzdesi çok yüksektir, fakat buradaki en önemli unsur, bu ülkede yabancı dil eğitimine 3 yaşında başlanmasıdır. Yabancı dile küçük yaşta başlamak, daha hızlı ve kolay öğrenmede ve o dili daha iyi telaffuz etmede büyük rol oynamaktadır.

Dil edinimine erken başlamanın önemini vurgulamakla beraber, çocukluk sonrasında da yabancı dil öğrenmenin pek tabi mümkün olduğunun altını çizmeliyiz. Genç ve yetişkin bireyler de yabancı dil ile ilk kez karşılaşıp başarılı olabilirler. Fakat bu noktada, Psikolojik Bariyer olarak adlandırdığımız bir engel ile karşılaşıyoruz. Bu sorun maalesef hem çocuk hem de yetişkin bireyleri olumsuz etkilemektedir ve çözülmediği takdirde bireyin yabancı dile karşı isteksizlik duymasına neden olabilir. Psikolojik Bariyer, kişinin hata yapma ve diğerleri tarafından eleştirilme korkusuyla içine kapanması ve dil öğrenmek için çaba sarf etmemesi olarak özetlenebilir. Birçok kişi de, İngilizce öğrenememenin kaderimiz olduğunu düşünerek karamsar bir yaklaşım sergilemektedir.

  • Ülkemiz vatandaşları üzerinde yapılan araştırma ve gözlemlerde, kişilerin yalnızken yabancı konuşmacılarla iletişim kurmaya çalıştığı, fakat başka bir Türkün olduğu bir ortamda suskun kaldığı sonucu ortaya çıkmıştır.

Çünkü yabancı dili konuşmaya çalışan kişi, hata yaptığında komik duruma düşeceğini ve hatta diğerlerinin kendiyle alay edeceğini düşünmektedir. Sınıf ortamındaki öğrenci de, kursta eğitim alan yetişkin de aynı sorunla karşılaşmakta ve kendini geri çekmektedir. Burada en önemli görev eğitmenlere düşüyor. İster sınıf ortamında, ister toplum içerisinde olsun, kişilerin hata yapmasının doğal bir süreç olduğu eğitmenler tarafından öğrencilere aktarılmalıdır. Yapılan hatalar olumsuz bir sonuç değil, öğrenme noktasında birer fırsat olarak değerlendirilmelidir.

Fiziksel Sebepler

Yukarıda bahsettiğimiz psikolojik sebepler dışında, eğitim ortamı, koşulları ve kullanılan materyal gibi noktalar da dil eğitimi kalitesini dolaylı ya da direk olarak etkilemektedir. Fiziksel sebepler olarak özetleyebileceğimiz bu unsurlar genellikle eğitimin gerçekleştiği mekan, kullanılan müfredat, materyal ve görev alan eğitmenler başlıkları altında toplanabilir. Eğitmenlerin yeterliliği ve gelişimi, bireylerin yabancı dildeki performansını şekillendirmekle beraber, yabancı dili sevmeleri ya da uzak durmaları konusunda da belirleyici olmaktadır.

  • Aktif Eğitmen-Aktif Öğrenci anlayışı, eğitmenlerin istekli, bilgili ve ilham verici olmalarını, bunun sonucunda da öğrencileri motive ederek derse katılım ve isteğin artmasını sağlamaktadır.

Ayrıca öğretilecek dilin eğitmen tarafından çok iyi bilinmesi, telaffuzun doğru aktarılması da altı çizilmesi gereken noktalardan biri.

  • Tüm bu gereklilikleri yerine getirecek eğitmenler için, üniversitelerin eğitim fakültelerinde verilen eğitimin ve içeriğinin doğru ve yeterli olması çok önemlidir. Çünkü unutmamalıyız ki her alanda olduğu gibi yabancı dil eğitiminde de insanlara yol gösterecek kişiler eğitmenlerdir.

Yabancı dil günlük hayatımızda somut olarak çok sık karşılaştığımız bir olgu değildir, bu yüzden dil öğrenirken doğru ve etkili kaynaklara büyük oranda ihtiyaç duymaktayız. Günümüzde dil eğitimi, sadece alışılmış materyaller ile değil, birçok farklı elektronik ve interaktif materyal ile de desteklenmekte, hatta görsel ve işitsel materyaller ile daha kalıcı ve verimli bir şekilde öğrenilmektedir.

  • Bugüne kadar yapılmış çok sayıda araştırma göstermiştir ki bireylerin görerek ve duyarak öğrendiği şeyleri hatırlama süresi, sadece okuyarak öğrendiği bilgileri hatırlama süresinden çok daha uzundur.

Dil eğitiminde doğru ve etkili materyal, bilgi aktarım sürecinin ardından geribildirim sağlayabilen, öğrenciye çalışma ve pratik yapma senaryoları yaratabilen materyaldir. Ayrıca mevcut seviyeye, öğrencinin yaşına ve anlama becerilerine de uygun olması gerekir. Yanlış ya da yetersiz materyal kullanımı, bilginin yanlış aktarılmasına ya da geliştirilememesine sebep olur. Yanlış ya da eksik bilgi alınması da, kişinin yabancı dil bilgisine yeni veriler ekleyememesine; ya da anlıyorum fakat konuşamıyorum şeklinde ifade edilen uygulama zorluğuna yol açar. Mevcut materyallerin yetersiz kalması ya da uygun olmaması durumunda ise, mutlaka yardımcı materyal kullanılmalı, böylece eğitim tekdüzelikten kurtarılmalıdır.

  • Ülkemizde dil eğitiminin özellikle devlet okullarında yetersiz ve etkisiz oluşunun en büyük sebeplerinden biri, eğitmenlerin ek materyal kullanımına başvurmaması ve mevcut materyalin eksikleri kapatma konusunda yetersiz kalmasıdır.

Yabancı dil eğitimini diğer eğitimlerden ayıran önemli bir husus da, bilgi aktarımı sonrasında gerekli tekrar ve alıştırmaların gerekliliğidir. Bu da her öğrencinin yeterli bir süre aktif rol alması, sınıf içerisinde aldığı bilgiyi uygulama fırsatı bulması ve eğitmenin öğrenciyle birebir ilgilenmesi anlamına geliyor. Ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir çok okulda sınıfların 30 kişi ve üzeri olduğunu düşünürsek, yabancı dili bu okullarda verimli bir şekilde öğretmek nerdeyse imkansız görünmektedir.

  • Uygulama ve sonuç odaklı bir dil eğitimi için sınıf mevcudunun 10-12 kişi ile sınırlı olması gerekir.

Bu durumda her öğrenci sınıfta yeteri kadar rol alabilir, örnek senaryo çalışmaları yapılabilir ve eğitmenler de her öğrenciye daha fazla vakit ayırarak daha fazla konuşmalarını sağlayabilir. Ders süresi içinde sadece teorik bilgileri sunup, alıştırma ve ödev sürecini öğrenciye ödev olarak yaptırmak, dilin asıl kullanım alanı olan karşılıklı iletişim unsurlarını devre dışı bırakacaktır.

  • Oysa hepimiz biliyoruz ki dili günlük hayatımızda en çok kullandığımız iki alan, konuşma ve dinlemedir.

Dil eğitimlerinin konuşma ve dinleme odaklı olması, kişilerin başarısını ve ilgisini arttıracak ve öğrendiklerini hemen uygulama fırsatı yaratacaktır. Etkili bir eğitim içeriğinde bu iki iletişim becerisine yer verilmemesi ya da arka plana atılması söz konusu değildir. Tabi tüm bu uygulamalar, sınıf mevcudunun az olduğu ve her öğrenciye daha fazla zamanın ayrıldığı bir ortamda gerçekleştirilebilir.

Dil eğitimi sorunu birçok olumsuz etkenin bir araya gelerek sebep olduğu bir durum, ve başarıya gidecek yolda tüm bu sebeplerin üzerinde yoğunlaşılması çok önemli. Daha iyi şartlar, yeterli materyal ve yetkin eğitmenlerin olduğu bir ortamda, yabancı dil eğitiminde daha hızlı ve kolay bir şekilde başarı sağlanabilir. Bireyler ise yabancı dili bir zorunluluk, bir sorun ya da bir kader olarak görmemeli, aksine yeni ufuklara açılan bir kapı, yeni bir kişilik, yeni bir dünya olarak görmelidirler. Tüm bu sorunlar çözüldüğünde, ülkemiz insanının yabancı dili öğrenememesi ya da konuşamaması için hiçbir sebep kalmayacaktır.

Hakkında infolang

Ayrıca Kontrol Edin

Akıcı İngilizce Konuşmak İçin 10 İpucu

Sizlere İngilizceyi nasıl akıcı bir şekilde konuşabileceğiniz konusunda yardımcı olacağız. Tabi ki de sizlere günde …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir